Yavaşla! Bu Hayat Bir Sonrakinin Provası Değil

1
1391
bodrum-bilim-sanat-fesefe-edebiyat-kulubu

Bodrum fikir atölyesi bu hafta kişisel gelişime ayırıyor köşesini. Yavaşla, şuan yaşadığımız hayat bir sonra ki hayatın provası değil. Keşke olsaydı ancak gerçeklik bu hayattan yalnız bir defa geçeceğimiz. Çağımızın amansız hastalığı, insanoğlunun tüm yaşam dinamiklerini felç eden fenomen; ” hız”. Biraz yavaşlamaya ve yaşadıklarınızı tekrar yorumlamaya ne dersiniz? Milan Kundera “Yavaşlık” adlı kitabında Paris’in ağaçlarla bezenmiş caddesinde arabasıyla giderken arkadaki adamın neden kendisine korna çalıp lanetlediğini sorar okuyucuya. Ve ekler “yanında ki güzel kadının elini tutsa ve ağaçlarla süslenmiş yolun keyfini çıkarsa” bir Çek atasözünü hatırlatır sonra “Tanrının pencerelerini seyreden birinin canı hiç sıkılmaz, mutludur”

İnsanoğlunun uzun evrim yolculuğunda,  kazanımlarının belki de en uç noktasıdır sanat. Tüm canlılar ortak özellikleri sebebi ile doğar, beslenir, ürer ve ölürler. Arada geçen zamanı tüketme biçimleri evrimin hangi basamağında bulundukları ile doğru orantılıdır. Örneğin bir kelebek kozasından çıktıktan sonra bir gün yaşar ve ilginç şekilde bu günü evimizin penceresinde ki cama vuran yansıması ile oynayarak geçirir. Geniş çiçek bahçelerine bıraksanız bile uzak diyarlara gitme hayali kurmaz birkaç ağaç  dolaşır, birkaç kaya üzerinde süzülür,  nihayet onu seyreden olsun olmasın güzel bir çiçeğin üzerinde durur, beklemeye koyulur.

Vahşi hayatın en ilginç ve karmaşık sosyal hayatına sahip karıncalar  biraz daha farklı davranır.  Kendileri için değil de hali hazırdaki sistem için yaşarlar. İktisatlı canlılardır karınca, çalışır hep üretir karınca kararınca harcar, hep birikmişi vardır, gelecek korkusu en yüksek canlıdır kanımca. Bir de primatlar soyundan gelen Homo Eractus sonrası farkındalık kazanmış Homo Sapiens vardır. Son 30 bin yılda Homo Sapien Sapiens denmiş farkındalığını farkına vardığı için. Yani biz İnsanoğlunun bilimsel adı.

Bakış Açısı ve Yaşam

Yatağında usulca akan bir ırmak her canlı için hayat demektir. Farkındalığını farkına varmış canlı için biraz daha fazlası olabilir, belki bir ilham kaynağı, evet evet suyun sesini dinlerken yada kıvrılıp giden yatağında onu izlerken kim bilir ne dizeler dökülür yetenekli bir şairin dudaklarından yada  fırçanın ucunda bir resim olarak imgelenir zihninde yetenekli bir ressamın. Sanattan en uzak karakterler için bile yanında bir ağaç gölgesinde uyumak daima huzur verir.

Peki modern insana bir bakalım, ırmağı gördüğünde acaba ne düşür neler hisseder. Örneğin bir mühendis, eline hemen bir kâğıt kalem alır akarsuyun debisini, kurulacak bir barajın ne kadar kilovat saat elektrik üreteceğini ve bunun satışından nasıl kar edeceğinin peşine düşer. Oysa önünde boylu boyunca uzanan güzelliğin büyüsünü ıskalamış,  çıkar hesaplarında kendini boğar.

Bir Küçük Hikaye

Bununla ilgili ünlü bir İspanyol hikâyesi vardır. Bir gün zengin bir adam açacağı bir cafe için mobilyacıda harika bir masa görür. İçeri girer “bunlardan 20 tane istiyorum” der. Ancak dükkân sahibi başını iki yana sallayarak “maalesef efendim bundan her hafta bir tane gelir, yaşlı bir tahta ustası elleriyle yapar ve biz gider alırız. Daha fazlasını yapmaz başkasına da vermez” der. Tatmin olmayan zengin adam yaşlı ustanın adresini ister ve alır. Aldığı adrese vardığında hamak üzerinde yatan elinde ki tahta parçasını özenle çakısı ile şekillendiren bir ihtiyara rastlar. “Merhaba” der ve “siz mobilya dükkânında masaları yapan usta mısınız diye” sorar. “Evet” diye yanıtlar yaşlı adam. Hemen söze girer zengin adam “ben bir cafe açacağım sizin masalarınızı çok beğendim bana 20 tane yapar mısınız neyse parası fazla fazla ödeyeceğime emin olabilirsiniz” der. Yaşlı adam gülümser “yok evlat ben bir tane yapıyorum onu da masayı gördüğün mobilyacıya veriyorum karşılığında da yetecek adar bir para kazanıyorum” der. Zengin adam biraz küçümser biraz da sinirli bir ifade ile devam eder “olur mu öyle şey. Bunlardan daha fazla yaparak daha fazla para kazanabilirsiniz” der. Yaşlı adam meraklanmış gibi yapar “ee sonra ne olacak” Zengin adam kibirli kibirli devam eder “yanınıza bir çırak alırsınız sonra haftada 3-4 tane üretirsiniz” Yaşlı adam heyecanlı ses tonu ile “ee sonra” Zengin adam sözüne devam eder “atölye kurarsınız, yanınızda bir sürü insan çalışır belki ilerde fabrika kurarsınız ve masaları otomasyon sistemi ile yapar seri üretime geçersiniz.”  Yaşlı adam araya girer “tamam evlat sonra ne olacak” diye sorar sabırsız bir ses tonuyla.  Zengin adam “yan gelip yatarsın” derken Usta kahkahayı patlatır “Evlat ben ne yapıyorum şuanda, o kadar uğraşacağım şimdi ki gibi yan gelip yatmak için mi, hiç iyi bir plan değil”

Yaşadığımız Hayata Sahip Değiliz, Sanırım O Bize Sahip

Evet , bizde hayatımızda esiri olduğumuz, ihtirasın bize kaybettirdiklerini yeniden kazanmak için koşuşturmuyor muyuz, ömrümüzü tüketmiyor muyuz?  Metropolde yaşayan biri her gün, günün büyük bölümü yollarda geçmiyor mu, ardından büyük bölümünü çalışarak tüketmiyor muyuz? Eve geldiğinde kim küçük çocuğu ile oynayacak yarım saatten fazla enerjiyi kendinde buluyor?

İnsanlığı kıskıvrak bırakan veba hastalığı neyse orta çağda dünya için, bu gün modern yaşamın dinamikleri de o aslında. Salgın popüler kültür bombardımanı ile insanlığın üzerine çökmüş kara bir bulut. İnsanlar yaşadıklarını sanıyorlar oysa çağ, insanı yürüyen ölülere, zombilere çevirmiş bile.

Not: Kemal Sayar’ın da Yavaşla isimli kitabı tekrar basıldı tavsiye ederim.

1 YORUM

CEVAP VER