Oidipus Kompleksi ve Son Akşam Yemeği

0
17
Odipus-Kompleksi

Yazının başlığını Oidipus Kompleksi ve Son Akşam Yemeği koymamın çok önemli bir nedeni var. Çünkü Oidipus Kompkesi sırasında erkek çocuk aile bireylerinden kendi hem cinsi olan babayı kıskanır. Annesi ile arasındaki ilişkinin yegane engelleyicisi olarak görür. Bu ilişki Freud’a göre eni konu bir aşktır. Hatta bu duygular sönmeden önce o denli yükselir ki babayı öldürme yok etme duygusuna kadar ulaşır sonra hızla söner. Bu bilinçaltı bir süreç olduğu için hiçbirimiz hatırlamayız hatta farkında dahi olmayız.

Son akşam yemeği ile bağlantısı ise Leonarda Da Vinci üzerinden değildir bizzati Hz. İsa iledir. Şöyleki son akşam yemeğinden Hz. İsa havarilerine bu gördüğünüz ekmek benim etim ve bu şarapta kanım. Yiyip içiniz babanız sizi affetti der.

Odipus-Kompleksi

Oidipus Kompleksi

Babanın affetmesi fenomeni aslında Oidipus Kompkesi esnasında babaya duyulan onu yok etme arzusunun, sonradan utanca evrilmesi yani dini terminoloji ile günah işlemenin verdiği duygu ile eştir. Bunun mitolojide de karşılığı vardır.

Konuyu baştan alıp daha derinlemesine analiz edelim isterseniz. Ve son paragrafta dinlerin yeryüzünde yarattığı etkiye dair bir kaç cümle sarf edeceğim. Şimdi Sigmund Freud’un sözlerine kulak verelim.

Sigmund Freud Konuya Bakışı

Ahlak “normes”ve ölçütleri arasındaki en keskinlerden birisi olan cinsellik normu özellikle toplumdan topluma , insandan insana değişiyor olmasına rağmen her toplumda toplum üyelerini herhangi bir bireyin öldürülmesini “hukukileştiren” bir ölçüt olabiliyor. Her gün aklından “cinsellik” geçen toplum üyelerinin toplumun herhangi bir üyesinin öldürülmesine kadar giden “cinsellik” kurallarına neden bu kadar düşkünler?

Odipus-KompleksiGünümüzde “Amozon” ormanlarında yaşayan yerli kızılderili ilkel kabilelerde bireyler neredeyse “cırılçıplak” dolaşırken en üstün medeniyet olduğunu söyleyen toplumlarda “çıplaklık” ve cinsellik bir tabu ve yasalarla sınırlandırılmıştır.

Bildiğimiz kadarıyla ileri toplumlarda örtünme ve giyinme henüz daha milyon yıllık olmayan bir geçmişi olan bir davranış ve adettir. Buna karşı neden “norm dışı görülen” cinsel davranışlara karşı toplumlar ve onun bireyleri son derece katı tavırlar almaktan kendilerini alamadıkları gibi aldıkları tavırların faillere uygulanmasından büyük bir zevk almaktadırlar?

İnsan türünde bu davranışın nedeni insanların henüz daha kabileler veya klanlarlar halinde yaşarlarken “Baba”nın kabilenin tüm kadınlarına sahip olması ve “oğullar”ın kadınlardan mahrum kalması sonucu “Baba”yı öldürmeleri, hatta kanını içmeleridir. Ancak bu “baba” katli” ne kadar sürdüğü bilinmiyen bir cinsel şölenden sonra giderek bir “suç” (günah!) duygusuna dönüşmüştür.

“Suç” yada ” utanç” duygusu “Ben”in kendi kendi içinde “değersizleşmesi” sonucu ortaya çıkan komplekslerdir. Yaşadığı dahi bilinmiyen İsa(mesih) havarileriyle son yemeğinde incillere göre havarilerine ” Ekmeği gösteri: Yiyin bu benim etimdir! Daha sonra şarabı gösterir: İçin bu benim kanımdır!” Yerine göre “Tanrı”(Baba) ve “Kurtarıcı”, yerine göre Tanrının oğlu (Oğul) olan İsa-Mesih’i böyle konuşmaya ne gibi nedenler sürüklüyor? Sorunun yanıtı “baba katli” ve bu baba katlinden doğan “suçluluk” duygusunda aranmalıdır kanısındayız.

Odipus-Kompleksi

İd, Ego ve Superego

Büyük bir doktor ve düşünür olan Freud bu konuları çeşitli eserlerinde uzun ve kapsamlı olarak anlatmıştır. Utanç ve suçluluk duygusu insan uygarlığı ilerledikçe henüz daha hafızalardan silinmemiş “baba katlinden” oğulların “Ben”lerinin yaralandıklarını ortaya çıkartmaya başlar.

Sevdikleri ve koruyucuları olan babayı öldürmeleri oğulun “Ben”in de büyük bir travma yaratmıştır. Travmaların etkileri daha sonra ortaya çıkar. Tıpkı bir yaranın acısının sonra hissedilmesi gibi.

İhtiyaç ve gereksinim, insan “Ben”ini ihtiyacın yerine getirilmesi için harekete iter ancak burada” Zevk Prensibi” ile “Realite Prensibi” arasında uzlaşmazlıklar çıkacaktır.

Odipus-Kompleksi

Bilinç altında olup biten bu çatışmaların sonucu “Ben”de sarsıntılara ve yaralanmalara neden olacaktır. Doğal ihtiyaçların giderilmemesi kişinin benliğinde açılan yaralar sonucu benlikte belirli düzeylerde bir değer kaybına neden olacaktır.

Utanma ve Suçluluk duygusu bireyin hissettiği veya farkında olan ve “Beni” değersizleştiren gerilimlerdir. Öyle görünüyor ki “ölümü bilen” tek canlı hayvan olan insan ne zaman yaşadığı bilinmeyen, ancak insan türünün en ilkel başlangıç dönemlerinde ortaya çıktığı ve yaşandığı tahmin edilen bu davranış ve “ahlak” kodları yüz binlerce yıl , hatta milyonlarca yıl içindeki insan evriminde “kalıtımsal” davranışlara dönüştüğünü düşündürmektedir.

Öyle ki günümüzün en ileri toplumlarında bile basit , sıradan ancak insan türünün kendini yeniden üretmesi için zorunlu olan bir cinsel ilişkii için “resmi tören ve işlemlerin” yapılması zorunluluktur. İnsan iki yüzlüğü seks ve ölüm karşısında çok açığa çıkar. her gün seks yapan insanların kimsenin dikkat etmeyeceği bir yerde “el ele” tutuşmuş çiftlere saldırması ve elele tutuşmanın cezai suç sayılması gibi.

mitoloji ölüm

Ölüm karşısında bir yandan “şehit” terimi, diğer yandan “yas” tutulması bu iki yüzlülüğün an çarpıcı örneklerindendir. Benin değer kaybı klinik olarak “depresyon” olarak tanımlanacaktır. depresyonunun kişiye verdiği zararlar çatışmanın boyutuna bağlıdır.
Ayrıca burada bütün bu davranışları incelemek olanaksızdır.

Herbiri birer kitap boyutunu alacaktır. Depresyon benim nazarımda tedavisi olmayan bir rahatsızlıktır. Nedenini sanırım yukarı bir iki cümle içinde anlatıldı. “Ön bilincin” bilinç altında sürüp giden çatışmanın farkında olması ve bilincin bireyi kurtarma çabalarıdır. Ancak depresyonun çok yoğun biçimleri kişiyi “suicide” kendi kendini öldürmeye kadar sürükler. Suçluluk duygusu , utanç duygusu “zevk prensibi ile Realite prensibinin” çatışmasından kaynakladığını söylemiştim. ancak burada ilave etmek zorunluluğunu hissediğim konu : İnsan türünde “Altruizm” (Altruisme)başkacılık- yani başkalarını sevme ve onların yararına hareket etmek davranışının varlığı ve bu davranışın kalıtımsal olduğunun altını çizmek isterim.

Türün hayatta kalma mücadelesindeki temel davranışlardan biride bu Başkacılık-Ötekicilik olarak Türkçeye çevirebileceğim “Altruisme” dir. Burada “narsisizm” gibi konulara girmek istemiyorum ancak gerek gördüğüm zaman girmeyeceğim demek değildir.

narsizm

Şuraşı bir gerçek ki zevk alma kuralı bir içgüdünün karşılanması kapsamında inne yani kalıtımsal ve doğuştan gelen bir davranıştır. Kişinin “Ben”liği kendinden hoşlanmak zorundadır. “Ben” zevk almadan ve sürekli acı çekerek yaşayamaz. Bundan dolayı her şahışta narsisizm vardır. Diğer yandan “Utanma” duygusu bir davranış olarak basit , sıradan bir olgu değildir. Son derece kompleks bir davranış ve duygudur.

Olumlu olduğu gibi olumsuz özellikler de ortaya çıkarabilir. Bir yandan kişiyi “sosyalleştir” . Ancak bazı zamanlarda kişiyi kendi “kabuğuna” çekilmesine iter.

Kendi başına bir tartışma konusu olan “utanç” kişinin farkında olduğu bilinçli yada sansürlenmiş anılardan kaynaklanan davranışlardır.(Örnek: bir çocuğun evde yaramazlığı ancak sokakta utangaçlığı)

Bazılarında bu “duygu ve davranış” bu çatışmanın farkındalığından dolayı bireyi sosyalleştirken, bazıların da ise çatışmanın farkında olduğu ve bundan dolayı kendi “ben”ini aşırı yükten kurtarmak için “suçu” başkalarının üzerine atarak (Projection) saldırganlaştırır ve kişinin “ruhu” bir anlamda hiç bir zaman dinginleşmez ve “suç”, “ayıp” ve “günah” olarak tanımladıklarını her zaman yapmaya meyilli kalır ve kendini yapmaktan alıkoyamaz.
Bundan dolayı ahlak ‘profesör’lerinin “suç ve ceza” konularındaki sözlerini ciddiye almamak gerekir. Kişilik olarak paranoyak özellikler taşırlar. Hem topluma hem de kendine zarar verdiklerinin bilincinde değillerdir.

Başta da söylediğim gibi son paragrafta sizlere dinlerin insanoğlu gibi karmaşık bir canlı üzerindeki göreceli pozitif toplumların üzerinde ise göreceli negatif etkisinden bahsetmek istiyorum.

Odipus-Kompleksi

Son Akşam Yemeği

Dinlerde baba arketipi oalrak kullanılan Tanrı olgusu bireysel olarak insanın içinde yer alan büyük çatışmaya son vermekte ve baba arketipinin onları affettiği ve ne olursa olsun onları çok sevdiği üzerine kuruludur. Özellikle sığ hristiyan felsefesi bu şekildedir. Diğerleri için de farklı bir çıkarım yapmak söz konusu değildir. Baba figürü devam ederken ismi değişebilir ancak. Hristiyanlık tarihinde Hz. İsa’yı öldüren (baba figürünü) toplum kendilerinin affedildiğini bilir ve suçluluk duygusundan kurtulur. AYnı konuya toplumsal olarak baktığımız da ise dinler kendilerine inananları ne olursa olsun affetmeyi vaat ettiği için dinlerin güçlendiği coğrafyalarda savaş hiç durmaz. Bu inancı için bir başkasını öldüren insanın kendisinin affedileceğine hatta ödüllendirileceğine olan ilkel inancınının sonucudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here