Güllük Balıkçı Kasabası ve Hüzünlü “Hermiyas Efsanesi”

0
2005
gulluk
Güllük Sahili

Bir yıl kadar önceydi daha Meşelik Köyü‘nde yaşamıyorduk Güllük neresidir varmıdır haberimiz de yoktu ama Boğaziçi Köyü, Güvercinlik ve çevre yarımadalar çok ilgimizi çekiyordu. Her hafta sonu hayatıma anlam katan kız arkadaşımla kendimizi yollara vuruyorduk haritasız ve plansız. Dağ yolu, köy yolu demeden gidiyorduk, Bodrum etrafında kaç kez arabanın altını taşa vurdum hatırlamıyorum. Kaybolmak duygusu bizi iyi hissettiriyor her zaman. İşte bu yazının hikayesi de aslında kaybolduğumuz günün sonunda kendimizi Güllük‘te bulmamızı anlatıyor. Haydi başlayalım kahveler çaylar hazır mı?

Güllük Nerede 🙂

Gün başladığında kahvaltı yapmak için Kos manzarasını seçmiştik. Yani yeni evimizin şirin balkonunu. Bu gün nereyi keşfedelim diye konuşurken Güvercinlik, Boğaziçi Köyü arasında sol tarafa giden iki yol gördüğümüzü ancak hava kararmaya başladığı için gitmekten vazgeçtiğimizi hatırladık. Rotamız belli oldu. Ancak hala Güllük hakkında bir bilgimiz yok. Hatta Güllük Milas‘ın arka taraflarında bir yer diye aklımda kalmış.

Öğleden sonra yola çıktık Bodrum Havaalanı‘nı kavşağına geldiğimizde bulunduğumuz konuma göre Kıyı Kışlacık tarafında kendimizi bulacağımızı düşünüyordum. Neyse sola döndük yol yapım çalışması olduğu için yan taraftan bir başka yola geçtim. Asfalt bir yoldu ve peyzaj olarakta bence çok güzeldi. Bir kaç stabilize yola girip neler olduğunu merak etmiştik ancak yol bizi tekrar ana yola atmıştı. Taa ki en son girdiğimiz önce geniş gözüken ardından ancak traktörün ilerleyebileceği bir patika halini alan yola girene kadar.

Güllük Açıkları Balık Çiflikleri

Ormanda Kayboluyoruz

Öyle bir noktaya gelmiştik ki ağaçlar sıklaşmış, yol yerine taşlık diyebileceğimiz bir yerde ne ileri ne geri gidebiliyorduk. Böyle durumlarda en iyi seçenek dönecek bir alan bulmak ve geri dönmektir ancak yol buna izin vermeyecek kadar dar ve tehlikeliydi. Mecbur zaman zaman ormanın biraz içine girip zaman zaman yolu ortalayıp yola devam ediyordum ki yıkılmış bir ağaç yolumuzu kesti.

Yağmur’da Bastırdı

Önümüzde boylu boyunca uzanmış bir ağaç, çiseleyen yağmur, hafif kararmış bir hava, kaygan zemin, arabanın içinde biz tam bir film karesini andırıyorduk. Yavaş yavaş telefonumu arayıp çantamda yardım istemenin vaktinin geldiğini düşünüyordum.

Açıkçası daha önce bundan daha zor durumlarda kalmıştım ama o zaman bildiğim bir bölgedeydim. Cep telefonlarının da çekmediğini görünce tamam dedim yağmur duruncaya kadar burada bekleyeceğiz hatta belki yerler kuruyuncaya kadar. Çünkü engebeli arazi sürekli yukarı aşağı inip çıkan bir arazi yapısına sahip olduğundan hareket etmemiz riskli olabilirdi.

İmdaat !

Yağmurun duracağını düşünürken hizalanması, rüzgarın buna eşlik etmesi önlem almam gerektiğini düşündürmeye başladı bana. Altımızdan akan su ufak bir dere yatağında olabileceğimizi düşündürdü bana ve arabayı çalıştırıp iki ağacın arasından 7-8 metre ormanın içine doğru aldım aracı. Buranın toprağı daha yumuşak olduğu için suyu emer ve olası bir aşırı yağışta sürüklenebileceğimizi debide bir su akışı olmazdı.

Bir saat kadar sonra yağmur durdu güneş sol tarafta ki camdan içeri giriyordu. Arabayı çalıştırdım geri geri tekrar yola çıkmaya çalıştım aracın saplanmamasi için hafif yokuşta bırakmıştım bu çok işime yaradı. Zar zor manevra yapıp geldiğimiz yöne doğru gitmeye başladık.

Yolu Doğrulttuk

Üç beş dakika gecmedi ki temiz orman kokusunu alabilmek için açtığım camdan gecen araçların sesini duydum. Biraz daha dikkatli baktığimda ağaçların arasından ana yol gözüküyordu 20 metre yakınımızfaydı. Ve ufak tefek bir patika yol o yöne doğru ayrılıyordu.

Geldiğimiz yöne gitmek yağmurun yarattığı kaygan zemin nedeni ile o kadar zorlu olmaya başlamıştı ki patika yola girmek ana yola ulaşmak bu riske değerdi. Zaten artık telefonum da çekmeye başlamıştı en kötü Jip’i olan bir arkadaşımı arayıp yardım isteyecektim. Neyse ki sorun yaşamadan ana yola ulaştık.

Güllük Minyatür İzmir

Medeniyet böyle zorlu etapların ardından çok susamışsınız da kana kana su içiyormuşsunuz duygusu yaşatır insana. Yokuş aşağa sola doğru kıvrılan yoldan inerken tüm ihtişamı ile batan güneşi ve İtalya’nın küçük sahil kasabasını andıran büyüleyeci adını o an hala bilmediğimiz Güllük’ü görünce ikimizin de ağzından istemsiz olarak “wooaaw” kelimesi çıktı.

Algımız o denli allak bullak olmuş ki bir an sahili, palmiye ağaçları ve rüzgarı ile küçük bir İzmir olan Güllük‘e girdiğimizde bir şekilde geldiğimizi Kordon’a çıktığımızı sandım. Hava açmış yağmur sonrası berraklık vardı. Sahilde bir yere arabayı park ettik ve hemen karnımızı doyuracak bir yerler aradık.

Güllük’de Ne Yenir ?

Güllük’de balık yenir. Güllük yeme içme imkanları bakımından çok zengin değil. Ancak sahil boyunca hem balıkçı restoranları hem de yeni nesil kafeler var. Mimoza Cafe, Dawi Cafe, Green Hill Cafe en iyi olanları. Balık restoranları için Pavurya ve Kırçın Restoranı önerdi oranın yerlileri bize bir de biraz deniz ile mesafesi var ama Anchor Restaurant‘da ünlü bir yer.

Güllük’de Gezilecek Yerler

Güllük çok ufak bir yer. Bodrum’un bir mahallesi kadar diyebilirim. Sarı, şirin bir belediye binası var. Hemen önünde de meydan ve park. Burayı merkez kabul edersek ara sokaktan sola deniz kenarına çıkıp sola yürüdüğümüzde gözlemeciden hemen sonra genişletilmiş bir liman bulunuyor.

Güllük Limanı eskiden daha ufakmış şuan sahil boyunun bir kısmını kaplıyor.  Sağa doğru ilerlediğinizde de balıkçı kayıkları, evler ve bahsettiğim yeni nesil kafeler var.

Güllük’de Yerleşim

Güllük sırtalarında yeni yapılmış evler var. Bu evler doğa ve ege mimarisi ile çok uyumlu. Kendinizi bir İtalyan kasabasında hissediyorsunuz zaman zaman. Peki bence en önemli soru şu. Bodrum’da ise işiniz Güllük’de yaşanır mı? Yaklaşık olarak 30 km yol var. Ancak trafik olmadığı için bu yolu 40 dakikada alırsınız ve gittiğiniz yolun tamamında harika deniz ve orman manzarası var.Öyleyse neden olmasın. Bence yaşanır.

Güllük’ün ünlü Hermias Hikayesi

Bence yazının en güzel yerine geldik. Güllük sahilinden sağa doğru yürürken uzaktan baktığınız da denizin üzerinde duruyormuş gibi gözüken bir denizkızı heykeli görürsünüz. Yaklaştıkça bu heykeli farkına varıyorsunuz ve yanına gittiğiniz de hikayesini öğreniyorsunuz.

Hermiyas Efsanesi

Muğla’nın Güllük Iosos kasabasında 3 bin yıl önce geçtiği söylenen ‘Yunus Balığı ile Hermias’ yada diğer adı ile “Yunus Balığı Sırtındaki Çocuk” efsanesi, Ege Denizi’nin en güzel çocuğu olan Hermias’ın öyküsünü anlatır.

İşte Hermias’ın (Hermiyas) Hüzün Dolu Hikayesi

Hermiyas ve Yunus Efsanesi Güllük körfezinde, bundan yıllar önce mutlu insanlar yaşarmış. Burada herkes birbirini tanır, üzüntüler ve neşeler paylaşırlarmış.

Çocuklar hep birlikte oynarmış.
Hermiyas da bu çocuklardan biriymiş.

Güllük’ün en güzel çocuğuymuş. Birtek annesinden başka kimsesi yokmuş. Annesi onu her türlü kötülükten, korkulardan korur,yanından ayırmazmış.
Günlerden bir yaz günü Hermiyas’ın arkadaşları evlerine gelip;”Haydi Hermiyas denize gidelim” demişler. Hermiyas annesinden izin istemiş ama annesi;”olmaz bir tanem”demiş.Bunu duyan çocuklar başlamışlar alay etmeye;

Annesi bırakmaz ki on’u…
Kaçamaz ki bizimle…
Anne kuzusu o…
Kızlar gibi….
Ve hep bir ağızdan türkü söyler gibi başlamışlar;
Deniz çekiyor bizi,
Biz Güllük’ün çocuklarını,
Ama ne diyelim,
Yaz güneşi de tepemizde,kavurur
Ayaklarımızı.
Toprak gibi çeker bizi Ege
Haydi çocuklar denize,
Haydi Hermiyas denize!

Arkadaşlarının bu söyledikleri Hermiyas’a çok dokunmuş. Bunu anlayan annesi ”Hermiyas’ım”demiş“ Haydi sende git denize ama ne olur açılma,deniz bu ne yapacağı bilinmez.”

Hermiyas sevinçle arkadaşlarına katılmış. Ege’nin tuzlu suları çocuk sesleriyle dolmuş.Çocuklar kendilerini serin sulara bırakmışlar.Rüzgar hafif hafifi esiyormuş. Çocuklar yüzerek birlikte açılmışlar. Bir süre sonra kıyı çocuk sesleriyle yeniden şenlenmiş. Ama aralarında Hermiyas yokmuş.Kara haber tez yayılmış.

”Hermiyas’ı Ege aldı” diye herkes kıyıya koşmuş. En usta balıkçılar denize açılmış.Körfezin heryeri karış karış aranmış ama Hermiyas bulunamamış. Zavallı annesi bağrına taş basıp Hermiyas’ın yokluğunu reddetmiş ve dönüşünü beklemeye başlamış.

Günlerden bir gün,bir balıkçı kıyıya telaşla gelmiş. ”Gördüm gördüm,Hermiyas’ı gördüm” diye müjde vermiş.” O halde niye getirmedin?” diyenlere;”nasıl getirebilirim? Yunusun sırtındaydı ben yaklaştıkça denize dalıp,uzaklaşıyordu”demiş Balıkçıya kimse inanmamış.”Yunus sırtında insan mı taşır? Sen rüya görmüşsün”demişler.

Ama günlerden bir gün Hermiyas’ın döndüğünü herkes duymuş. Kumsala koşmuşlar. Hermiyas kumsalda sessizce yatıyormuş, yanı başında yunusuyla birlikte.Anlamışlar ki balıkçının anlattığı balık budur.

Yaşlı bir Güllük’lü topluluğa şöyle demiş; “Şu gördüğünüz üzerinde iyi düşünün.İşte dostluk budur.Oynaşırlarken birlikte,yüzgecinin boynunu kestiği Hermiyas’ın ölümü, bu yunusuda ölüme götürmüş. O dostunu hiçbir koşulda terk etmemiş. Yaşamda da, ölümde de birlikte olmayı yeğlemiş”

Durumdan etkilenen o devrin Güllüklüler’i, Hermiyas’la yunusun altından yontusunu yaptırmışlar. Sikkelerini de kazımışlar. Onları ölümsüzleştirmişlerdi.

Derler ki; bugün Selçuk Müzesinde teşhir edilen yontu” heykelcik bu anının simgesidir.

Hermiyas ve Yunus evrensel bir dostluk efsanesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here